Ağu9
Yasa taslağı ve ülkemizdeki durum
Herkese merhabalar.
öncelikli olarak meslekdaşlarımın kaygılarını benden paylaşmaktayım. varolan duruma ve duruma dair tespitlerimse şöyle
1) Nedret Hanım cv sini inceleme fırsatım oldu. kendisi psikologtur ve bu alanda master ve doktorasını tamamlamıştır. ancak kendisi 1986 yılından başlayarak bir süre Ankara Üniv Eğitim Fakültesinde çalışmıştır. bunun ardından bilkentte öğrencilerle çalışmış ardından yarı zamanlı olarak öğretim görevlisi olarak görevine devam etmektedir. Bunun yanı sıra1998 yılında Ankara’da Psikolojik Hizmetler Entitüsünü kurmuştur. bir kaç meslekdaşımzıla birlikte özel danışan almaya başlamıştır. Burada dikkatimi çeken kurucusu ve yöneticisi olduğu merkezde çalışan meslekdaşımız psk Füsun Kurtoğlu Marmara Üniversitesi PDR bölümünde yüksek lisans yaparak uzman ünvanını kullanmaya başlamıştır. burada garip gelen nokta Sayın Nedret Hanım klinik masterı olmayan hiç kimsenin danışan alamayacağını savunmasına rağmen kurucusu ve yöneticisi olduğu Ankara gibi çok sayıda Klinik psikoloğu bulunduğu bir ilde PDR de master yapan bir meslekdaşımızla uzun yıllardır hala çalışıyor olması. burada vurgu yapmak istediğim şey Nedret Hanım’ın düşünceleri ile uygulamaları arasındaki çelişkidir. Bana kalırsa Füsun Hanım’ın CV sini incelediğinde kendisinin oldukça donanımlı ve deneyimli biri olduğu anlaşılacaktır. ancak yasa sonrası kendisinin durumunun ne oacağı elbette ki muğlaktır.
2) Nedret Hanım eğitim Fakültesinde çalışmıştır, sayın Üstün Dökmen doktorasını PDR de yapmış ve hala aynı bölümde çalışmaktadır. Dokuz eylül Üniv. PDR bölümünün neredeyse tüm hocaları psikologtur. Adnan Menderes üniv sağlık bilimleri enstitüsüne bağlı klinik psikoloji yüksek lisans ve bu yıl açılacak olan doktora programında 2 klinik psikolog profesörü ve bir psikiyatri profesörü bulunmaktadır, ve bildiğim kadarıyla öğrencilerin ders dışındaki tüm zamanlarda hastanede bulunma ve çalışma mecburuiyetleri vardır. Peki nasıl olurda bu bölümlerin ya da hocaların yeterliliklerini yalnızca hangi enstitüye bağlı oladuklarıyla ölçer ve karar verirsiniz.
3) lisans eğitimimiz boyunca yaklaşık 60 ders alıyoruz ve bu danışan almamız için yeterli olmuyorken. master eğitimi boyunca yaklaşık 10 ders alınıyor ve bunların istatistik, araştırma teknikleri, gelişim vs lerini çıkınca geriye danışma amacı ile verilen yaklaşık 5 ders kalıyor. binlerce kişiyi klinik psikolog olmaktan ayrı tutan şey yalnızca bu derslerse dernek bunlarla ilgili çalışmalar yapabilir. 2006 da mersin üniv. psikoloji bölümnden mezun olduktan sonra izmire yerleşmemin tek nedeni bilişsel davranışçı terapiler vb TPD eğitimleri almaktı. ancak geçen 5 yıllık sürede içinde terapi sözcüğü geçen tek bir eğitim açılmadı. yalnızca Wics-r, MMPI, çocuk değerlendirme testleri ve sınav kaygısı eğitimleri açıldı. hocalar çok yoğun olduk ya da verilen ücretler yeterli olmadığı için dışarda danışan almayı ya da dışarda özel eğitimler vermeyi tercih ederken. alandaki binlerce psikoloğa kim nasıl 1 yıllık eğitim verecek merak ediyorum.
4) yeni taslağa göre yalnzıca klinik psikoloji masterı yapan kişiler alanda çalışabilecek, ancak tam gün yasa tasarısı her ne kadar şimdilik beklemeye alınmış olsa dahi çıkacak gibi görünüyor. Tam gun yasasının çıkması durumunda üniversitelerde çalışan hocalar, devlette çalışan psikologlarda özel olarak çalışamayınca ki doktora yapan kişilerin çok büyük çoğunluğunun akademik alanda çalıştıkları gerçeğinide göz önüne alcak olursak 70 milyonluk bir ülkede her halde özel çalışan 50 psikolog falan kalacaktır. diğer taraftan en büyük pay yarı zamanlı çalışan hocalara düşecektir ki dernek yönetiminde ki bir çok kişinin bu özellikte olduğunu varsayacak olursak bu tasarının çıkarcı bir yaklaşımla hazırlandığı düşüncesi beraberinde gelecektir.
5) DSM de yaklaşık 400 civarında tanı yer almaktadır. bunun yanı sıra gündelik yaşam sıkıntıları aile ve çift sorunları gibi psikolojik danışma ve psikoterapi gerektiren konular bulunmaktadır. klinik psikoloji master programlarının büyük çoğunluğun bilişsel davranışçı terapiler, psikopatoloji dersleri ve bazı programlarda ek bir terapi yaklaşımı ya da aile terapisi dersleri mevcuttur. bir klinik psikologun alınan 4 dersle yukarıda değindiğim 400 küsür alanda başarılı olabileceğine inanıyorsanız ciddi bir handikap içinde olunduğunu belirtmek isterim.
6) son 20 yıldır tüm bilim alanları alt alanlara bölünmüş ve yan alanlarla işbirliği yaparak multidipliner çalışmalar yapmaya başlamış, buna bağlı multi disipliner programlar açılmıştır. kendi okuduğum eğitim bilimleri enstitüsüne bağlı Aile Eğitimi ve Danışmanlığı yüksek lisans programından örnek verek olursam
aile hukuku, aile sağlığına genel bir bakış, çocuk ve ergenledre görülen dav. bzk, aile teorileri, aile ve çift danışma teknikleri, yas danışmanlığı, krize müdehale, bireyi tanıma teknikleri, aile hukuku, çocuk hukuku, anlaşmazlık çözüm sürecinde problem çözme ve arabuluculuk, yardım edenlere yardım, yetişkin psikolojisi, etkli anne baba eğitimi vb bir çok dersi, aile hekimi, psikiyatrist, hukukçu ve psikolog olan hocalarımızdan aldıktan sonra sadece eğitim bilimleri entitüsüne bağlı olduğum için danışan çift yada aile göremeyecekken bir ihtimal seçmeli olarak aile terapileri adı altında bir ders gören klinik psikoloğun bu işi benden daha iyi yapacağı düşünülüyorsa, size dünya literatürüne bakmanızı ve aile ve çiftle çalışanlarının büyük bölümünün psikoloji dışından olduğu ve hatta özellikle klinik psikologların psikopatolojik bakış açıları nedeniyle aileyle çalışmalarının doğru olmadığı görüşünü değerlendirmenizi öneririm.
7) yaşamın devam ettirilebilemesi için para gerekli ama yeterli koşul olmamıştır hiç bir zaman için. benim bildiğim psikolojinin yaklaşık 60 alt alanı var. özel eğitim, adli psikoloji, psikoteknik, huzur evleri, sosyal hizmetler, vb alanlarıyla ilgili olarak spesifik bir eğitim almadan ya da en fazla yüzeysel seçmeli bir ders alarak tüm bu alanlarda çalışmamızla ilgili olarak kimse birşey demezken, özel danışan alarak para kazanılan bir alan olduğu için yalnızca klinik alanla ilgili olarak düzenleme yapılıyor olması büyük bir hatadır. adliyede çalışan bir psikolog olarak; babasının tecavüzüne uğramış 6 yaşında bir kız çocuğuyla çalışıyor olmak, yada anne babası boşanma aşamasında olan bir çocuğun hayatının geri kalanını kiminle geçireceğini, yaşamının geri kalanını kimi özleyerek geçireceğini belirlemenin, bir OKB hastasının ellerini günde kaç kez yıkadığı kadar önemli olduğunu düşünüyorum.Burdan yola çıkarak bir klinik psikoloğun fazladan 3-5 ders alarak her şey hakkında yeterliliğe sahip olduğunu düşünmek egosantirizmden başka bişey olmayacaktır. eğer dernek gerçekten de iyi niyetli bir tutum sergilemek istiyosa diğer çalışma alanlarındada somut girişimlerde bulunmalıdır.
9) derneğin yasa tasarısıyla ilgili olarak psikologların büyük çoğunluğundan fikir almadığı kanaatindeyim. farkındalık düzeyi bu kadar yüksek bir grubun, örgütlenme ve iletişim düzeyinin bu kadar düşük olması oldukça çelişik bir durumdur. bir kaç meslekdaşımızın gruba attığı mail olmasa tüm bu süreçten haberimiz dahi olmayacaktı. klinik master programı mezunu olmanın dünya standartlarına ulaşmak olduğu yorumu yapılmaktadır. ABD de aile terapisti olmak için 800 saatlik süpervisyon gerekmektedir. ancak ülkemizdeki hiç bir master programında bu şekilde bir uygulama yapılmamaktadır. 34 yıldır üzerinde çaba harcanan meslek yasasının elitist yada akademisyen odaklı bir bir oluşumla sonlanmasının gerek camiyamız gerekse de ülkemiz için ciddi bir kayıp olacağı görüşündeyim. tüm bu gerçekleri yadsıyan bir dernek ya da dernek yönetiminin gerekli bilgi ve yapıcı yaklaşıma sahip olamayacağı düşüncesindeyim. işi insanla çalışmak olan bir meslek kuruluşunun bu alanlarda farkındalık ve gerekli hareket sahibi olmaması durumunda yapması gereken 2 şey olduğunu düşünüyorum. 1. si kitlesine dönerek bir mutabakata varmak için çalışmalar yapması, eğer bunu yapamıyorsa istifa ederek temsil ettiği kitlenin hak ihlalerine son vermek olmalıdır.
saygılarımla
–
Psk. Mehmet KILIÇ
9 Eylül Üniv. Aile Eğt. ve Danışmanlığı Y.L
İzmir Adliyesi 2. Aile Mahkemesi
Etiketler: anti-psikiyatri, antipsikiyatri, danışmanlık merkezleri, davranış bilimleri, pdr, psikiyatri tekeli, psikoloji, psikoloji danışmanları, psikolojik, psikolojik danışma merkezleri, psikolojik danışmanlar, psikolojiye gönül verenler, ruh sağlığı profosyonelleri, ruhsal sorunlar, sosyal hizmet uzmanları
Yazar: Ayşe Özgençler Kategori: Antipsikiyatri, Bildiri | Permalink
Sadece klinik psikologları değil psikologların hepsini temsil edeck yeni bir dernek kurulamaz mı ben bu derneğin bütün psikologlara hitap edebildiğini düşünmüyorum
Oğuz Güler
baskentpost2007@gmail.com
Yazı Tarihi: 09/08/2010
Anasayfaya Dön Karakter boyutu :
Türk Psikologlar Derneğine Yakışmıyor
Avukat Şevket Can Özbay abim Avukatlığının yanı sıra sosyal konularla uğraşmazsa olmaz. Her işte Joker gibidir. Doğruları ulaştıran olursa arkasında durur ve asla pes etmez. Ancak bazen ideolojik düşünmesini geriye atamadığından, olaylara bazen istemesede muhalif olabilmektedir. Ama bu sefer yanıldığım bir konusunu aktaracağım. Bana bir mail atmıştı. 3–5 satır okuyunca konunun sağlık bakanını ilgilendirmesinden dolayı, benimde Sağlık bakanın her yaptığını doğru bulmamamdan dolayı, bakanın aleyhine yazmamı bekleme maili attıktan sonra işin öyle olmadığı anlatan cevabi maili aşağıdaki yazıyı ortaya çıkardı. Yazı tamamen kamuoyuna yapıcı eleştiri ve bilgilendirilme olarak gönderilmiştir.
“Sağlık Bakanlığı’nda sadece psikologları değil, tüm sağlık mesleklerini kapsayan ve 1928 yılında çıkarılmış olan tebabet yasasını değiştirmeyi amaçlayan meslek yasası çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışma için her dala bir komisyon oluşturuldu. Bunlardan birindeki komisyonda Sn. Ahmet Türker ayrıca 3–4 psikiyatri uzmanı, Sağlık bakanlığında görevli 2 psikolog ve Ruh Sağlığı Daire Başkanı dışında mesleği temsilen de Türk Psikologlar derneği Başkanı Nedret Öztan, üyeler Gonca Soygüt ve Canan Sümer vardır. Türk Psi. Der.(TPD) ise yasadan faydalanların sadece akademisyen ve Mastır yapma şartını istemelerinden dolayı haksız oldukları görülüyor. Klinik psikoloji mastırlı ve akademisyen 300 kişi var ve pastayı sadece bunlar yesin istiyor intibaları yanlış. Oysa Sağlık bakanlığı lisans mezunlarına 1 yıl sertifika kursu ve 1 yıl süpervizyon verip alana kazandırmak istiyor. TPD’nin önerdiği teklifinde şu maddelerin yıkıcı, izahtan uzak ve olumsuz özellikler taşıdığına inanmaktayım:
1. Lisans diploması psikoloji bölümlerinden olmasa da, yüksek lisans ve doktora programını klinik psikolojide tamamlamış olanlara klinik psikolog unvanı verilmesi önerilmektedir.
2. Psikoloji bölümü mezunları, sertifika eğitimini tamamlamış olmalarına rağmen, klinik psikolog unvanı kazanamamakta, sadece sertifikalı psikolog unvanı taşıyabilmektedir.
3. Sadece Sosyal Bilimler Enstitüleri tarafından verilen yüksek lisans ve doktora eğitimleri değerlendirmeye alınmaktadır. Sağlık Bilimleri Enstitüsü yüksek lisans ve doktoraları değerlendirilmeye alınmalıdır.
4. Serbest çalışmak için akademik unvan ön şart olarak getirilmek istenmektedir.
TPD Lisans mezunlarının çok yetersiz olduğunu,(!) gerek Klinik Psikolog, gerekse serbest psikolog olarak çalışmalarının uygun olmadığını öne sürülmesi ciddi bir çelişki. Hatta TPD yöneticilerinin, daha da ileri giderek psikoloji lisans mezunu olmayıp, başka lisans programlarından (mühendislik, hukuk gibi) mezun olanların yüksek lisans ve doktora yaptıktan sonra donanımlı birer psikolog olarak görev yapacaklarını savunmaları izahtan uzak. Sağlık Bakanlığı ise; psikoloji lisans mezunu olmayanların mastır ve doktora yapmak suretiyle “Klinik Psikolog” unvanlarıyla çalışmasına zaten karşı çıkmakta
1-Hastanelerde çalışan Psikologların % 95’i ve TPD’ye üye olan psikologların % 90’ı lisans mezunu psikologdur. Bu durumda, TPD’nin kendi varlık sebebini inkâr ederek kendi üyelerinin haklarını savunmak yerine sadece sayıları 300’ü geçmeyen klinik psikoloji alanda yüksek lisans yapmış olan psikologların haklarını savunarak bir elit sınıf oluşmasına yol açmaktadır.
2-Hastanelerde çalışan Psikologlarımız, verilen psikolojik hizmetlerinin tamamına yakın kısmını üstlenmişlerdir. Oysa akademik unvana sahip birçok psikolog üniversite bünyesinde çalışırken, klinik psikologların bir kısmı da hiç hasta görmemiş ve klinik tecrübeleri de bulunmamaktadır. Ayrıca bu 300 kişinin açık kapanana kadar hastalara yetişemeyeceği muhakkak.
3-Dört yıllık fakülte mezunu hukukçu, mühendis, kimyager, biyolog gibi meslek mensupları mezun olduklarında belirli bir mesleki kimlikle akademik unvan şartı aranmaksızın mesleklerini serbestçe icra edebilmektedirler; ancak bu tasarı yasalaştığında psikoloji bölümlerinden mezun olan yüzlerce psikolog, unvanlarını kullanamayarak mesleki bir kimlikten yoksun kalacaklardır. Bu durum, anayasanın eşitlik ilkesine de aykırıdır. Bunu savunmak ilkesizlik değimli.
4- Psikolog unvanını kullanan 4 yıllık fakülte mezunlarının eğitimlerinin yetersiz olduğunu söyleyen ve yönetimi akademisyenlerden oluşan TPD, bu kişileri kendilerinin mezun ettiğini de unutarak kendi kendilerini kötülemişler, başarısız ilan ettikleri talebeleri değil kendileri bunun farkında değiller herhalde. Eğer üniversitelerde verilen eğitimin yetersiz olduğunu düşünüyorlarsa, bu kalitesizlik kimindir? Zaten isminin önünde bir şeyler yazan hocalarımızın çoğu ciddiye bile alınmamalıdır. Eğitimin yetersiz olduğuna samimi bir şekilde inanıyorlarsa YÖK ile görüşüp, eğitimlerin kalitesi arttıracak önlemler almaları sağlanabilir.”Rahmetli Eceviti sevmem ama “Bu hoca takımına ya muhtaç olmayacan yada hiç bir yere getirmeyeceksin. Onlar sadece lisede gibi ders anlatmaktan başka işe yaramaz demiş” bu söz doğru ise büyük kısmı için çok doğru söylemişt takdir sizin.
http://www.baskentpost.com.tr/Türk-Psikologlar-Derneğine-Yakışmıyor-573-OğuzGüler-yazisi.html